Müsavat Dervişoğlu'ndan Çarpıcı Tandoğan Çağrısı: '27 Haziran'da Türk Milletiyle Birlikte Olacağım!'
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, 27 Haziran'da Tandoğan Meydanı'nda büyük bir buluşma çağrısı yaparak, 'Türk milletini arkama alıp oraya çıkacağım' dedi. Dervişoğlu, gündemdeki tartışmaları ve ülkenin gerçek sorunlarını da sert bir dille eleştirdi.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, gündemdeki siyasi tartışmalara ve ülkenin içinde bulunduğu duruma dair çarpıcı açıklamalarda bulundu. Dervişoğlu, özellikle 27-28 Haziran tarihlerinde bazı çevrelerce organize edileceği iddia edilen 'Öcalan'a Özgürlük' mitinglerine karşı sert bir duruş sergileyerek, 27 Haziran'da Tandoğan Meydanı'nda milletle buluşma kararlılığını ilan etti.
'Bu Ülkeyi Sahipsiz Zannedenlere Cevap Veriyorum'
Konuşmasına, “Neymiş, 27-28 Haziran’da Öcalan’a Özgürlük mitingleri yapacaklarmış. Buyursunlar yapsınlar. Türkiye’yi sahipsiz zannediyorlar,” sözleriyle başlayan Dervişoğlu, meydan okudu: “Siz 27 Haziran’da hangi meydana çıkarsanız çıkın, ben Müsavat Dervişoğlu olarak Türk milletini arkama alıp Tandoğan Meydanı'na çıkacağım. Sağcısı solcusu, doğulusu batılısı… Bayrak sevdalısı herkesi, sevdası Türkiye, kaygısı Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği olan herkesi 27 Haziran Cumartesi günü Tandoğan Meydanı’na bekliyorum. Şanlı bayrağımızı ellerine alıp gelsinler. O gün bütün Ankara gelincik tarlasına dönecek ve kırmızı beyaz olacak.”
Siyasi Gündemi Eleştirdi: 'Cambaza Bak Oyunu'
Dervişoğlu, Türkiye'nin gündemine oturan ve aylardır kamuoyunu meşgul eden tartışmaları eleştirerek, büyük bir dikkat dağıtma operasyonu olduğunu öne sürdü. “İki haftadır, sabahtan akşama, akşamdan sabaha kadar, her kanalda tek bir konu var. Tek bir başlık var. Tek bir gündem var,” diyen Dervişoğlu, bu durumun ülkenin asıl sorunlarını göz ardı ettirdiğini belirtti. Konuşmasında, ekonomideki dalgalanmalar, hayat pahalılığı, enflasyon gibi temel sorunlara değinerek, “Sanki memlekette başka bir şey olmuyor da bir siyasi parti içinde ‘adil bir rekabet’ yaşanıyor. Sanki hiç kimse, herhangi bir müdahalede bulunmamış da bir sorun kendi kendine oluşmuş…” şeklinde konuştu. Bu durumun, diğer tüm sorunları unutturduğunu savunan Dervişoğlu, “İnsanın, ‘ne butlanmış be arkadaş’ diyesi geliyor,” ifadesini kullandı. Dervişoğlu, iktidarı ve ortaklarını, milletin gözüne perde indirmekle suçladı.
'İktidar Kendini Yiyen Bir Yılan Gibi'
Dervişoğlu, mevcut iktidarın durumunu “kendini yiyen bir yılan” metaforuyla açıkladı. İktidarın, kendi tarihsel eskiliğinde ve köhneliğinde boğulduğunu, sorunları çözme yeteneğini kaybettiğini ve her seferinde daha kötü sonuçlar ürettiğini söyledi. “Temizim, ahlaklıyım, dürüstüm diyemiyor, o sebeple, ötekine, berikine operasyon çekiyor,” diyen Dervişoğlu, iktidarın ürettiği olumsuzluğun her dokunduğu yeri kirlettiğini savundu. “Öyle bir tezgâh kurulmuş ki, günde 10 meyve veriyor, 9’u zehirli,” benzetmesiyle, iktidarın yarattığı karmaşayı ve olumsuzluğu vurguladı. Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu ise “boğazına kadar çamura bulanmış” olarak nitelendirdi.
'Vicdan Yok, Ama Biz Varız!'
Dervişoğlu, vatandaşların sorunlarının biriktiği anda, iktidarın ve yandaşlarının bu sorunları saptırmaya çalıştığını iddia etti. “Bunlarda vicdan yok, vicdan!” diyerek, iktidarda ilke, düstur, akıl ve yöntem olmadığını savundu. Buna karşılık İYİ Parti'nin varlığının bu oyunun panzehiri, duruşunun ise bu tezgâhın tek çaresi olduğunu söyledi. Dervişoğlu, İYİ Parti iktidarının Türkiye için yegâne kurtuluş reçetesi olduğunu vurgulayarak, partinin yıkılmadan, bozulmadan, dağılmadan, büyüyerek, çoğalarak ve güçlenerek yoluna devam edeceğini belirtti.
Sistemi Hedef Aldı: 'Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin Kementi'
Konuşmasının son bölümünde Dervişoğlu, Türkiye’nin yaşadığı tüm krizlerin, buhranların ve acıların tek bir sebebe bağladı: “Türk Devletinin ve Türk Milletinin boynuna bir kement gibi geçirilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi.” Bu sistemin, siyaseti eğip büktüğünü, bürokrasiyi omurgasızlaştırdığını, yargıyı siyasallaştırdığını ve toplumsal yapıyı paramparça ettiğini savundu. Tek adam sistemine hapsedilmek istenen Türkiye Cumhuriyeti’nin, bir zümrenin tapulu malı gibi görüldüğünü ve şahsi hırsların oyuncağı haline getirildiğini belirtti. Tüm bunların bedelini ise vatandaşın ödediğini ve hayatının zorlaştırıldığını sözlerine ekledi.